TÜM KÖŞE YAZILARI  Ömer Faruk DEMİRA

YANGINA KÖRÜKLE GİTMEK

YANGINA KÖRÜKLE GİTMEK

Ülkemizi kara dumanlar kapladı. Çaresizliği, hüznü ve engel olamama duygusunu çok yoğun yaşıyoruz. Yok olan ağaçlar, ölen binlerce canlı... O hayvanların acı haykırışları her zaman kulağımızda yankılanıyor. Sıkıntıya giren halk, vefat eden insanlar, canını dişine takarak mücadele eden itfaiye erleri, sivil toplum kuruluşları ve kolluk kuvvetleri, Türkiye’nin dört bir yanından gönderilen yardımlar, ufacık bir yararım dokunsa bile bana yeter diyerek hiç düşünmeden yangın bölgesine giden binlerce insan. Herkesin tek bir derdi var; yangını durdurmak.

   Eğer gerekli tedbirler ve önlemler alınsaydı az önce saydığım her şeyi misli misli azaltarak yazabilirdim.

   2 hafta önce Muğla’nın Marmaris ilçesinde patlak veren bu yangınlar daha sonra sistematik ve düzenli bir şekilde Türkiye’nin her bölgesinde görülmeye başlandı. Daha çok sık ormanların olduğu engebeli arazilerde görülen bu yangınlar ulaşım bakımından itfaiye erlerine zorluk çıkarttı ve arazilere arabaların girişleri sağlanamadı. Hava desteğinin azlığından kaynaklı da yangınları kontrol altına almak epey zorlaştı.

   Farklı bölgelerdeki orman yangınları kontrol altına alınmışken, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki yangınlar korkutucu bir boyuta dönüşerek çok zor kontrol altına alındı.    Rüzgarın etkisiyle ve arazinin yapısından kaynaklı yangınları söndürmek imkansız hale geldi. Özellikle Muğla, Antalya, Hatay ve Aydın gibi illerde çıkan yangınlarda birçok köy zarar görürken bazı kısımlarda ise yangın termik santrallere dahi ulaştı.

   Yangınların köylere kadar gelmesinden kaynaklı birçok köyün kara ve deniz yoluyla boşaltılması ise durumun ciddiyetini kavramamızı sağlıyor. Tam sayı her geçen gün değiştiğinden kaynaklı kesin bir sonuç söylenmese de binlerce hektar arazinin zarar gördüğü gözler önünde.

   Bunlarla birlikte bu yangının sebepleri kesin bilinmediğinden kaynağı herkes tarafından farklı düşünülüyor. Kimi insanlar sıcaklıktan kaynaklı olduğu düşünseler de kimileri ise bir kundaklamanın olduğunu ve terör örgütleriyle bağlantılı olduğunu düşünmekte. Yangınların terörle bağlantılı olduğunu bilmemiz yaşadığımız coğrafyadan kaynaklı resmi bir bilgi istemiyor. Tahmin edebiliyoruz ki teröristlere ağır darbeler sonucu aciz durumda oldukları için bu tarz kundaklama işine girmeleri devlete silahsız bir şekilde zarar verme yöntemlerinden biri.

   Yaklaşık 2 hafta önce başlayan bu yangınların sonlarına doğru gelmekteyiz. Binlerce hektar arazinin yandığı, sayısı tahmin edemediğimiz kadar canlının son nefesini verdiği ve tüm Türkiye’yi kara yasa boğan bu felaketin detayına gelin beraber inelim.

   Süreci kontrol etmekten daha çok bu sürecin nasıl şekil aldığına, hükümetin bu yangına ne kadar tedbirsiz ve önlemsiz olduğuna dahası bu yangınla birlikte utanılması ve yapılmaması gereken birçok hareketin nasıl gözümüzün içine kadar sokulduğundan bahsetmek istiyorum.

   Cumhuriyet ilanından hemen sonra Atatürk tarafından havacılığı geliştirmek adına kurulan THK tüm ihtişamına rağmen yerle bir edilmiş vaziyette.

   Askeri, sivil, sportif ve turistlik havacılığın gelişmesine katkıda bulunan Türk Hava Kurumu bununla birlikte kurulduğu günden bu yana yangınları söndürme yetkisine sahipti.

   Türk Hava Kurumu “kamu yararına çalışan dernek” statüsündedir ve herhangi bir kamu kuruluna bağlı değildir. Kurum içinde birçok üyeyi barındırmakla birlikte onursal genel başkanı ise Recep Tayyip Erdoğan’dır.

   Envanterinde 9 adet yangın söndürme uçağı bulunduran Türk Hava Kurumu 2019 yılına kadar düzenli olarak yangınları söndürme görevini üstleniyordu. Ama zamanla maddi sıkıntılar çeken ve birçok üyesini kaybeden THK iflasını verme eşiğine geldi. Maddi sıkıntıdan kaynaklı pilotlarının ve bünyesinden çalışan kişilerin maaşlarını da veremediği için çoğu çalışan istifa etti. Bu istifalar sonucu pilotsuz kalan uçaklar ise hangara çekildi. Sahipsiz kalan THK’na ise devlet tarafından kayyum atandı.

   Gündem olan kısım ise 9 tane uçağın yangınlarda kullanılmaması ve Rusya’dan günlüğü 1 milyon Türk Lirasına yangın söndürme uçakları kiralamamız. Uçaklar bakımsız ve hangarda terk edilmiş durumda olduğu için kalkışa geçmeleri imkansız durumda. Yıllardır maaşlarını alamayan pilotlar ise sağa sola dağılmış vaziyette. Bir seferliğe mahsus 4 milyon TL olan bakım masrafları karşılansa bile uçakların risk teşkil etmeme amacıyla kalkış yapmaları minimum 3 ay olarak dile getiriliyor.

   İşin kısa özeti bu uçakların bakımları dahi olsa şu an ki güncel yangınları söndürebilmeleri imkansız durumda. Asıl üzerinde durmamız gereken konu ise uçaklara bu zamana kadar niçin bakım yapılmadığı. 2019 yılında devlet tardından kayyum atanan bu kurum mantıken devlet koruması altında. 4 milyon TL verilip uçakların bakımı yapılıp eğitimli ve işinde usta olan pilotlarımız tekrar geri çağırılsaydı ne bu kadar yer yanardı ne de bu kadar can acırdı.

   Çok saçma yerlere para aktarılıp devlet için çok ufak bir meblağ olan bu parayı vermemeleri nelerin sonuçlarını doğurdu hep birlikte görmüş olduk. Uçakların eski olup helikopterlerin daha ileri teknolojide olduğunu savunan bazı şahıslar var. Her iki aletin de olumlu ve olumsuz yanlarının olduğunu ve her ikisine de ihtiyacımızın olduğu bilmek herkesin yararına olsa gerek.

   Yangınların en alevli zamanında ise medya ya şöyle bir olay düştü. Cumhurbaşkanı kararıyla Somali’ye aylık 2.5 milyon dolardan 1 senede toplam 30 milyon dolar hibe destek paketi verilecekmiş. Şu hesaptan bakıldığında belki içimiz daha cız edebilir 240 milyon TL’ye tekabül ediyor. Üst tarafta ise 4 milyon TL uçaklara verememişiz hayret verici bir durum.

   Hükümetin yangın konusunda çok büyük pot kırması ve işlevsiz bir hale gelmesiyle birlikte yeni bir gündem çalışması başlatıldı. Tanınmış insanların da destek verdiği ve tüm Türkiye’nin çaresiz kalıp sosyal medyada paylaştığı Help Turkey çağrısı üzerine farklı ülkelerden yardım talep edildi. Bu talep çoğu insan tarafından yapılması gerektiğini söylese de bazı kısım devleti aciz duruma düşürmek olarak algıladı. Sahipsiz kalan bir milletin tutunacak dal araması ise vatan hainliği olarak karşılık buldu. Ne yazık ki sahipsiz bırakanın değil sahipsiz bırakılanın suçlandığı bu güzel vatanım da bu düşüncelerin ne zaman son bulacağını çok merek ediyorum.

   Ülkenin her yeri yangın yeriyken kayyum olarak atanan THK Başkanı Cenap Aşçı’nın düğünde olmasına mı üzülelim yoksa böyle bir zamanda Somali’ye 30 milyon dolar hibe verilip bir taraftan yangında evi yanan insanların kredi ile borçlandırılmalarına mı üzülelim?

   Daha önceleri özellikle seçim zamanları insanlara makarna veya kömür dağıtılırdı. Makarna ve kömürle insanların gönlünü hoş ederlerdi. Hem makarnaya, kömüre muhtaç bırakırlardı hem de bununla ilgili prim yaparlardı. Şimdi ise konu aynı ama dağıtış şekli ve madde farklı. Şu an da ise bir çay hastalığı var gündemimizde. Sel felaketi, yangın felaketi, deprem felaketi ne olursa olsun konum ve yer fark etmeksizin insanların kafalarına çay fırlatılma alışkanlığı başladı.

   Önceden sadece seçim zamanları olan bu tarz utanç verici görüntüler şimdi ise hassasiyet göstermeden her yerde yapılır oldu. İlk yapıldığından bu yana herkesin tepkisini alan bu hareket hala yapılmaya devam ediliyor. Ne zaman son bulur pek bilinmese de bu utanç verici hareketlerin hiç bitmeyip yerine yenisinin geleceğini çok iyi biliyoruz.

   Bu yangınla da görmüş olduk ki artık hükümetin değişmesi gerektiği yeni bir kana ihtiyaç olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kimsenin tapulu malı olmadığını anlamamız ve anlatmamız gerekiyor. Hükümetin yangına yetersizliği ve başa çıkamaması, realist ve objektif düşünen herkesin gözleri önünde. 2023 seçimine kadar tedbirsiz davranışlar ve sorumsuzluklar giderilir mi bilemiyorum ama giderilmezse bazılarının bir felakete uğrayacağını çok iyi tahmin edebiliyorum.

 

Bu haber 368 defa okunmuştur


YORUMLAR (0 yorum)

ÜYE OLMADAN DA YORUM YAPABİLİRSİNİZ